Karşı tarafta görkemli binaların olduğu bir bölgeye vardık; meğer burası vahşi hayvanların sergilendiği bir alan ve kuşhaneymiş. Küçük ama sağlam kârgir odalar ve demir parmaklıklarla çevrili bu yerde üç büyük aslan ve iki kaplan gördük. Diğer hücreler ise ayılar, kurtlar, tilkiler, vaşaklar, maymunlar ve daha önce hiç görmediğimiz garip biçimli pek çok hayvanla doluydu. Özellikle Amerika kıtasından (Yeni Dünya) getirilmiş çok tuhaf bir hayvan dikkatimizi çekti. Tırnakları geyik, gövdesi ise sığır kadardı. Yünleri koyuna, gerdanı ve duruşu ise ata benziyordu; ancak başı, ağzı ve gözleri geyiği andırıyordu. Beyaz ceylanlar ve süt gibi bembeyaz sığırların ardından kuşların bulunduğu bölüme geçtik. Tavus kuşlarının her türü mevcuttu; hatta hayatımızda ilk kez süt beyazı tavus kuşları gördük. Bir hücrede ise tavuk iriliğinde, nar çiçeği kırmızısı renginde ve göğsü sarı benekli iki papağan vardı. Bizi görünce adeta Fransızca kelimelerle feryat etmeye başladılar. O kadar çok çeşit ve güzellikte kuş vardı ki, hayran kalmamak elde değildi.
La ménagerie royale : Çelebi Mehmed observe avec étonnement des paons d’un blanc immaculé ainsi qu’un lion imposant dont le gardien ouvre la gueule avec ses mains. L’ambassadeur relate avec amusement les jeux aquatiques produits par des fontaines dissimulées dans le sol, ainsi que les élégants pavillons qu’il compare à “une commode indienne”.
The royal Menagerie: in the royal menagerie he visited, Çelebi Mehmed observed with wonder the snow-white peacocks and the mighty lion whose mouth was opened by its keeper with his hands. In his travel diary, the ambassador cheerfully describes the water tricks from the fountains hidden in the ground and the delicate pavilions he compared to « an Indian chest of drawers ».

